728x90 AdSpace

Türk Kozmolojisi

İçerik Nuray Bilgili'ye aittir. 2015
27 Nisan 2014 Pazar

HAZAR TÜRKLERİ DENİZLİDE

DENİZLİ, HİERAPOLİS, AFRODİSİAS VE KAKLIK TAMGALARI VE HAZAR TÜRKLERİ Denizli bölgesindeki, Türk kültürüne özgü simgeleri ve tamgaları, karşılaştırma yöntemi ile analiz ettiğimizde çıkan sonuç gerçekten bizim içinde şaşırtıcı oldu. Afrodisias antik kentinde günümüze kadar gelen ve Yunanlı Arkeolog, Profesör Angelos Chaniotis tarafından da araştırılan “Grafitiler” ya da kazıma ve petroglifler, 4.-5. yüzyıllardan itibaren görülmeye başlamıştır. Profesör Angelos bu sembol ve simgelerin çözümlenmesinde bir takım problemler olduğunu düşünmüş ve bunların bağlamı ve kaynağı hakkında önemli sorulara cevap bulamamıştır. Kendisi Afrodisias’da 4000’in üzerinde kent duvarlarına, mermer zeminlere kazınmış çeşitli desen, dua, dini sembol, birtakım saldırgan ve müstehcen yazılar, oyun çizgileri olduğunu belirtmiştir. Bu sembollerin büyük bölümü Hazar Türklerine ait Tamgalardır. Bizim çalışmalarımız ve bilimsel araştırma yöntemlerimiz sonucunda bulduğumuz ipuçları, bilinmeyen ve daha önce ortaya konmamış tarihi gerçeklere ışık tutacak niteliktedir. Bu çok ilginç ve şaşırtıcı kanıtlar, 4. ve 5. Yüzyıllardan itibaren ya da daha erken dönemde bölgenin, Karadeniz’in kuzeyinden gelen Türk boylarının hakimiyetinde olduğu yönündedir. Bunlar Kıpçak, Kuman, Peçenek, Dokuzoğuz, Hun-Türk boyları ve özellikle Hazar Türkleridir. Hazarlar, 5. yüzyılda, Attila'nın 434 yılında Hun imparatoru olması üzerine bir süre Hunlara tâbi olmak zorunda kalmışlardır. Hazar Hakanlığı topraklarında türlü Türk grupları vardı. Bu nedenle çeşitli Türk lehçeleri konuşulmakta idi. 586 yılındaki Bizans kaynağında ise artık “Türk” adı ile de anılıyorlardı. Bu sıralarda Hazarlar Batı Gök Türk Hakanlığı’nın batıda en uç noktasını meydana getiriyorlar ve yine Batı Gök Türkler’in arzusu ile Sasaniler’e karşı Bizans’a yardım ediyorlardı. İslam ve Ermeni kaynaklarına göre Hazarların Gök Türkler’e bağlılığı 7. yy’ın ikinci yarısına kadar sürmüştür. Hazar Hakanlığının gerçek kuruluşu 630 yılındadır. Kuman Kıpçak baskısı altında Hazarlar XI. Yüzyıl içinde kaybolup, gitmişlerdir. Bugün Avrupa’da Karaim Türkleri ve Kafkaslar’da yaşayan Karaçaylar’ın Hazar kalıntıları olduğu sanılmaktadır. Fransız araştırmacı tarihçi Rene Grousset, Hazarların 3. yüzyıl ve 6. yüzyıl arasında Asya’nın kuzeyinde faaliyet gösteren ve çeşitli Moğol ve Türk kavimlerini de içinde barındıran proto Türk devleti “Rouran Hükümdarlığı” soyundan geldiğini söylemektedir. El Mesudi’ye göre Hazarlar Hun’lara bağlı Sabirlerin devamı olan bir topluluktu. Douglas Morton Dunlop ve Türkolog Peter Benjamin Golden, Hazarların Uygur soyundan geldiklerini ileri sürmüşlerdir ki bizim bulduğumuz belge ve bulgular tüm bu tezleri kanıtlar niteliktedir. D. M. Dunlop, Hazarların Çin kaynaklarında "T'u-küe Ho-sa-K'o-sa” adı ile zikredildiğini ortaya çıkarmıştır. 586'dan sonraki Bizans kaynaklarında Hazarlar, "Türkler" olarak geçmektedir ve çoğu, 740'lı yıllarda Museviliği benimsemiştir. Hazar kelimesi, gez(mek) anlamına gelen kaz- kökünden türemiştir. Ka-zar; gezer yani serbest dolaşan, bir yere bağlı olmayan anlamına gelmektedir. Hazarların bir süre Büyük Hun Devleti'ne bağlı kavimler arasında bulunmuş olmaları ihtimali vardır. Bizans İmparatoru III. Leo, oğlu V. Konstantin'i Hazar kağanı Bihar'ın (sonradan İrene adıyla vaftiz edilecek) kızı olan "Çiçek" ile evlendirmiştir. Bu evlilikten doğan IV. Leo Hazar, 25 Mart 775'te tahta çıkmıştır. Türklerin Anadolu’ya girmesi ve özellikle Hazar Türklerinin yerleşmesi, Bizans İmparatorunun Hazar Prensesi Çiçek ile evlenmesinden sonra yoğunlaşmış olabilir. Rus kaynaklarına göre Musevilerin ve özellikle Hazar Türklerinin 640-1532 yılları arasında Bizans topraklarında ege bölgesi ve Yunan yarımadasında yoğunlukla yerleştikleri görülür. Hazarlar aslında Gök Tanrı dinine (Tengri Han) inanıyorlardı. Yani Hazar halkının çoğunluğu bu dinde idi. Fakat zamanla Hakan ailesi Museviliği kabul etti. Beyler ve saray erkanı da Musevi idi. Tüccar zümrenin arasında ise Müslümanlık yaygındı .Bir de Ortodoksluk Karadeniz’in kuzeyinde epeyce yayılmıştı. İslam tarihçilerinin kayıtlarına göre, camii, kilise ve sinagoglar yan yana bulunuyordu. Denizlide, Kaklık Mağarası civarında ve Afrodisias’da 1071 dönemi öncesine rastlayan, çok belirgin Türk izlerine rastlanmaktadır. Hatta bir adım daha ileri gidip “Denizli” isminin Hun-Türk İmparatoru Attila’nın oğlu “Dengizik” adının bir yansıması olduğu bile düşünülebilir. Çünkü Denizli 1071 tarihinden yüzlerce yıl önce, Bizans’a paralı askerlik yapmış ve izlerini; taşların, kent duvarlarının, mermer blokların üzerine kazımış, Türk boylarının yaşadığı bir yerleşim yeridir. Fakat Selçuklular döneminde Anadolu’ya gelen ve Denizli’ye yerleşen Oğuzlar, bölgeye Dengizik ismi ile bağlantılı bir sözcük olan Denizli adını vermiş olabilirler. Çünkü yöre, Bizans döneminde Türk kökenli paralı askerlerin yerleştikleri bir merkezdi. Dengizik küçük deniz yani göl anlamında kullanılan Türkçe bir kelimedir. Bilim adamları “Selçuk” adının da Sel-cik yani, küçük sel suyu anlamı taşıdığını düşünmüşlerdir. “Çivril” kelimesinin Çağatayca “suyu bol olan yer” olması gibi, Denizli ismi de Dengizik-Denizcik-Denizlik-Denizli gibi değişime uğramış olabilir. Afrodisias’ın dışında Denizli’deki Bengütaşlar üzerindeki Tamgalar, Uygur Türklerinin kullandığı işaretleri dahi içermektedir. Fuxi ve Nuwa, yani evreni yaratan, birbirine dolanmış eril ve dişil evren, yani ejderha ikonografisi.. Bu ikonografide Fuxi ve Nuwa “Pergel ve Gönye” sembollerini ellerinde tutarlar. Bunlardan Pergel sembolü, Denizli’de Kaklık mağarası yakınında keşfettiğimiz bir taş üzerinde görülmektedir. Pergel ve Gönye ikonografisinin Hazar Türkleri tarafından Orta Asya’dan taşınmış olması çok muhtemeldir. Pergel ve Gönye işaretinin taş ustaları tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Bu da bizi kadim Türklerin taş ustası olduğu fikrine götürür. Denizlideki Kaklık Mağarasının etrafı, Çivril Özdemirci Mezarlığı ve Kale Kurbalık civarı çok önemli Taş yataklarının olduğu yerlerdir. Öyle ki burada yaşayan insanlar, eski çağlardan bu yana taş ustası olarak bu mesleği sürdürmektedirler. Afrodisias da bulduğumuz kazımaların içinde büyük oranda “Menorah” gibi Musevi sembollerinin olması, bölgenin Türk Hazar egemenliği altında olduğunu gösterir. Ayrıca Denizli Taş Ocağına yakın bulunan bir bengütaş üzerindeki pergel sembolü çok önemli bir kanıttır. Bu simgenin, taş ustaları tarafından yapıldığını ve sembolün Uygur Türklerindeki Fuxi ve Nüwa ikonografisine kadar gittiğini belirledik. Bu buluntular taş ustalarına ait sembollerin Orta Asya’dan dünyaya yayıldığı düşüncemizi daha da güçlendirdi. Bu gelişigüzel yapılan şekil ve sembollerin Bizanslılar gibi yerleşik düzeni benimsemiş insanlar tarafından yapılmasının mümkün olmadığını düşünmekteyiz. Ayrıca Anadoludaki Roma-Bizans kalıntıları üzerinde yaptığımız inceleme gezileri sonucunda, tamga ve sembol diyebileceğimiz hiç bir simgeye rastlamadık. Okumalarımız sonucunda, bu kültürün Orta Asya göçebelerine özgü, bir yeri sahiplenerek kendilerine ait bölgeyi imleme-belirleme ya da bir çeşit tapu işareti bırakma geleneğinin bir devamı olduğunu gördük. Türk-Moğollar, konakladıkları yerlerdeki kayaların üzerine, hatta hayvanlarına ve özel eşyalarına bile bir işaret koyarlardı. “Tamga” adını verdiğimiz binlerce sembol ve ikonografiler, Türk kabileleri tarafından Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya taşınmıştır. Bu simgeler Avrupalı insanlar tarafından bir şekilde anlamlandırılamadıkları için, “Masonik Semboller” olarak nitelenmiştir. Avrupa’daki taş ustalarının yapılar üzerinde bıraktıkları simgelerin tamamına yakını Türk ya da Hun Runik Harfleridir. Avrupa’daki bu yapılar üzerindeki tamgalar, taş işçiliğinde ileri düzeyde deneyim sahibi olan ve bu yapıların inşası sırasında işçi olarak kullanılan Türk kökenli boylar tarafından kazınmış olabilir. Çünkü Türkler taşların üzerine mutlaka ve kaçınılmaz olarak kendi işaretlerini bırakırlardı. Kolektif bilinçaltında yer eden ve genetik kültür kodları adını verdiğimiz be imgeler asla unutulmamıştır ve kuşaktan kuşağa aktarılarak taşınmıştır. Denizli’de Hazar denizi etrafında ve özellikle Sarkel’de yaşayan Hazar Türklerine ait tamgalara da rastlanır. Tüm bu tarihi belge ve bulguların ışığında diyebiliriz ki, Türklerin Anadolu ve Avrupa ile tanışması, bize öğretilen tarihten daha öncesine gidiyor. Bunu ispatlayan en önemli deliller, yayılma alanı üzerinde bulunan heykeller, balballar, mezar taşları, petroglifler, tamgalar ve diğer eserlerdir. NURAY BİLGİLİ
  • Blogger Yorumları
  • Facebook Yorumları

0 yorum:

Item Reviewed: HAZAR TÜRKLERİ DENİZLİDE Rating: 5 Reviewed By: Nuray BİLGİLİ